3 Eylül 2013 Salı

Canım Ciğerim Şile'm


Şile bizim Bibi ile her sene muhakkak gittiğimiz ve vazgeçemediğimiz bir yer. Daha sevgiliyken bir haftasonu arkadaşlarla kaçıp gittiğimiz ve İstanbul içi olupta bir o kadar nasıl İstanbul olamaz diye düşündüğümüz yer. Evlendikten sonra da geleneğimizi devam ettirip her sene muhakak 2 veya 3 gün kaçtığımız bir yer Şile.

Bodrum tatilinde zaten çok yorulmuş olan bünyemizi bir Şile tatili ile dinlendirelim dedik. 30 Ağustos’a da denk gelmesi biçilmiş kaftandı. Perşembe akşamı hoplaya zıplaya eve gittim. Belinay’ı yatırıp bavulumu hazırlayacaktım. Ama o da ne? Belinay’ın ateşi var. Biraz ılıktı vücudu. Baktım ateşine 37.2 civarında. Fazla bir ateş değil biliyorum ama gene de ağrısı sızısı vardır diye bir ölçek calpol verdim. Uyudu rahat rahat, fakat saat 10:30 gibi ateş 38 oldu. Bibi evde değil maçta... Doktoru aradım hemen. Her zamanki gibi “38 derece önemli değil birşey olmaz” dedi. Bayılıyorum doktorumuza, benim telaş olduğum konularda o kadar serinkanlı ve rahat ki, telefonu kapatınca aman bişey yokmuş demek ki laylay lom diyorsunuz. Doktor konusunu ayrı bir postta ayrıntılı yazacağım.

Yarım saat daha bekleyin düşmezse ibufen verirsiniz ama bişey olmaz düşer dedi. Ben tabi Bibiyi aradım gelirken nöbetçi eczane bulup ilaç alması için. Ama doktorumuz haklı çıktı ve ateş düştü. Sabaha da gayet keyifli ve zinde kalktı.

Sabah Belinay’ı ananesine bıraktıktan sonra biz de düştük yollara. Vay be, sessizlik, aman tatile gidiyoruz derken Şile’ye vardık bile. 40 dakika bişey sürüyor zaten şaka gibi.

Hemen otelimize gittik. Biz her sene Değirmen Otel’de kalıyoruz. Güzel mi? Hayır değil, bir kere çok eskimiş artık otel. Klimadan odaya sular damlıyordu şıp şıp şıp sinir bozucu bir şekilde. Üstelik klimayı taktıkları asma tavanın da sulardan sıvası çıkmış, bir anda aşağı düşecekmiş gibi duruyordu ama olsun. Kaale almadık.
Bavullarımızı otele bıraktık. Yemek yedik bir yerde, hava da şansımıza bozuktu. Hem rüzgarlı hem de bulutlu olunca biraz Şile’nin çarşısında dolaşıp odaya geçtik.

Televizyonumuzu açtık uzandık yatağa. Boş boş oturmayalı bayağı bir zaman olmuş. Bibi zaten çok yorgun olduğu için hemen uyudu. Ben de kitap okudum, televizyon seyrettim. Sonra çıktım dışarı, kulağımda müziğim verdim kendimi yollara. Bibi’yia asla sokamayacağım tümd ükkanlara girdim çıktım, bornozlar, pikeler, masa örtüleri hepsine girdim çıktım. Dondurmamı da aldım. Geri döndüm otele.

Öyle güzel geliyor ki insana bazen yalnız kalmak. Allaha şükür sorunumuz yok, derdimiz yok, Beloş bizim canımız. Ama yalnızlık belki sadece yarım saat. Tadından yenmiyor.





Sonra hazırlandık ve yemek yemeğe çıktık. Geçen seneye kadar limandaki teknelere yemek yemeğe gidiyorduk. Yanyana 3 adet tekne. Biri papalina, diğeri Babaoğlu, diğerini hatırlayamıyorum. Geçen sene Papalina’da bizi hesapta şaşırttılar, biz de Babaoğluna gidelim yer ayırtalım demiştik ama ordakilerin de tavırları hoşumuza gitmedi. Geçen senede gittiğimiz Deniz Restoran’da karar kıldık. İyi de yapmışız ohhhhh.
Mezeler o kadar taze, balık o kadar güzel, rakı o kadar şeker, manzara o kadar iç açıcıydı ki, akşam hiç bitmesin istedim.




Ordan da çıkıp, Bibi’yi çay bahçesine oturtup ben de incik boncuk bakmaya daldım. Bu kadar mı güzel olabilir herşey? Türkbükü falan halt etmiş. Aldım incik boncuklarımı da içim iyice rahat etti. Kadın dediğin her gittiği yerden bir incik boncuk, magnet almalı kardeşim. Adettendir J

Ertesi gün saat 12’ye kadar uyuyacağım desem de saat 10’da dikildik. E olsun, kesintisiz uyku, uzun zamandan sonra ilk defa. Kahvaltımızı yaptık, doğru sahile.

Karadeniz deyince insan korkuyor, dalgasından, kumundan. Ama bizim girdiğimiz yer öyle güzel bir yer ki? Tam Şile meydan otoparkın orada yanyan dizilmiş 4 adet beach var. Biz her sene İzbarço beach’e gidiyoruz. Şezlonglar paralı. 15 TL. Yediğiniz içtiğiniz elinizin altında. Yorulmak yok, yürümek yok...Tam da dalga kıran’ın orada. Dolayısıyla denizi süt liman. Tertemiz. Üstelik bu sene mavi bayrakta almış Şile.
Bibi kendini hemen gölgeye atıp televizyon başına oturdu, ben de kitabımı okudum, bir önümü bir arkamı yakmaya çalışıyorum ama nafileç Hep bulutlu hep rüzgar. Denize de giremiyorum vucut ısınmadı ki, deniz de buz gibi. Zaten bir süre sonra her tarafı bulutlar kapladı, yarısı kara yarısı beyaz. Artık üşümeye başlayınca saat 5 gibi kalktık. Odaya döndük.


Akşam da canımız arakı balık çekmeyince, atıştıralım da bir bar var,Dubara, oraya gideriz vakit geçiririz dedik. Bişeyler yedik ama saat daha 8. Çay içelim de vakit geçsin bu saatte gidilmez dedik. 8’den 10’a kadar rüzgarda oturunca üşüdük, rüzgardan serseme döndük. Yaşlanmışız ne barı dedik, yoldan biralarımızı cipslerimizi alıp odaya geçtik. Korku filmi seyredelim dedik ama ben korktum. Ne de olda geceleri kaç kere ben kalkıyorum. Tam kalkarım aklıma gelir film benim. Bibi’ye de seyrettirmedim. Başka bir film bulup seyrettik. Haydi bakalım yarın hava güneşli olsun diye yattık...


Ve yağmurlu bir sabaha uyandık. Sendeki şans nedir arkadaş diyeceksiniz ama inanın ki ben çok şanslıyım. Nasıl dinlendim nasıl iyi geldi, nasıl ruhum huzur buldu anlatamam. Süper bir enerjiyle İstanbul’a dönüp Belinay’ıma kavuştum. 


Garip bişey annelik, ne onla tatil oluyor ne de onsuz. Her attığımız adımda aklımızda o. Birbirimize taklidini yapıyoruz, yaptıkça gözümüz yaşarıyor. Belinay’ım biraz daha büyü bak senle neler neler yapacağız J


Peki bu süre zarfında Belinay ne yaptı? Onun keyfi yerindeydi. Bize işte böyle el salladı...




29 Ağustos 2013 Perşembe

15 aylıkla tatil


İlk doğduğunda Belinay 3 aylıkken Bodrum’a gitmiştik. O zamanlar henüz alışma sürecinde olduğumuz için daha pimpirikliydim. Zaten doktorundan denize girme izni de çıkmamıştı. Dolayısıyla biz de plajda tüm gün gölgede takıldık. Uyuyabilen bir çocuk olmadığı için yanındna ayrılıp denize girememiştim ki tüm plaj bir siteye ait olup herke tanıdık olmasına rağmen kimseye bırakıp denize girememiştim. Pimpirikliğimden değildi bu, kimseyi rahatsız etmesin gibi salak saçma bir düşüncem vardı. Gerçi hala öyleyim. Aman kimsede kalmasın kimseyi huzursuz etmesin. Şu huyumdan kurtulsam fena olmayacak.

Geçen sene de bu juyum olmasaymış çok rahat edermişim. Çünkü mama ile besleniyor, henüz dönemiyor ve akşam saat 7’de yatıyordu. Çok yorulup geri gelmiştim ama o yorgunluk neymiş ki peeehhhhh...

Bu sene herkesin aman ablasıyla gitseydiniz rahat ederdiniz düşüncelerine aman sizde deyip, çocuğum bu herşeyimi kendim hallederim deyip cebballik yapıp boyumun ölçüsünü alıp geri döndüm.
Yeni yürümeye başlama, hafiften 2 yaş sendromlarına girme durumlarıyla başbaşa kalınca tüm tatil boyunca Bibi ile birbirimizi yedik durduk. Belinay kesinlikle yerinde durmadı. Pusette oturmadı. Bebek dostu diye nitelenen ama kesinlikle düz ayak olmayan Baia Bodrum’a gittik. Ne bebek dostu ne bebek dostu. Pusetle restorana çıkmam 10 dakika sürüyor. Her yer merdiven. Merdivnel puseti çıkaramadığımız için ayrı bir yoldan gitmek durumunda kalıyoruz ki, benim gitmem 10 dakika, arkadaşların merdivenden çıkıp retorana ulaşması sadece 2 dakika.

Belinay oranın yemeklerini hiç beğenmedi, ağzına koymadı. Aslında süper yemekleri vardı. Ama bebek dostu ya güzel bir sistem yapıp buharda haşlanmış sebze ve blender reyonunu kullandık Belinay için hayat kurtardı. Yalnız süt arandığımda bana yarım yağlı Bakraç süt getirdiler. Yarım yağlı nedir ya. Ben çocuğa niye yarım yağlı markasını bilmediğim bir süt vereyim ki?



Beloş’un ilk deniz deneyimi olacaktı bu. Simidini şişirdik. İlk defa denize sokacaklar için çocucğun arkası dönük sokun korkmasın diyorlardı ama bizimki zaten denizi görünce bıcı bıcı diye bağırmaya başladı bile. Simidine oturttuk. O da ne? Sanki hanım yıllardır denize giriyor da Derya Büyükuncu amcası gibi nasıl cool, nasıl rahat. Açılıyoruz bana mısın demiyor. İtiyoruz simidini, bay bay diyoruz el sallıyor sıpam. Biraz öyle yüzdürüp sonra kuccağıma aldığımda da ayaklarını cıp cıp çırpmaya başaldı. Bıraksam yüzecek. Ben suya daldırmadım. Korksun istemedim. Keşke daldırsaydım diyorum şimdi. 




Yani diyeceğim odur ki, Belinay’ı tek susturabildiğimiz yer deniz, yemek ise kuş üzümü oldu. Onun haricinde yürürken el tutmamalar, pusette oturmamalar ve tüm gün uyumaması bizi bitirdi diyebilirim. Ama güzel miydi evet güzeldi. Az stres olsaymışım keşke dediğim gibi kimse rahatsız olmasın düşüncesi beni bitiriyor. Oysa ki atsın çığlık keyfine baksın. Yürüsün...

Yürüsün ama yürütemedik ki. El tutmuyor. Otelde her yer bayır aşağı. Bizim ki zaten parmak ucu yürüyor. Dengesiz o yüzden. Bıraksak ya deniz ya havuza koşuyor.

Yolculuk deseniz çok zordu. Ailece uçaktan korkma sebebimiz ile araba yolculuğu yaptık. Aslında giderken çok terledi üstünü değiştireyim deyip uyandırmasaydım belki kolay olurdu ama uyanınca bir daha sabah 4’de kadar uyumadı. Bize de işkence oldu tabi.

Beloş yapı itibariyle zor bir çocuk. Oturmaktan hiç hoşlanmaz. Mama sandalyesinden nefret eder. Araba koltuğundan da nefret ediyormuş anladık. Kucaktan nefret eder. Kucağı ancak yürürsen kabul eder. Pusettede de hep yürüyeceksin. Durursan basar çığlığı. Çok inatçı. Dediğim dedik çaldığım düdük. Oyuncaklarla ilgisi hiç yok. Varsa yoksa rögar kapakları, çiçek sulama fiskiyeleri, elektrik aksamları...

Tek muhteşem tarafı Belinay’ın pusetinde uyuabilmesi, 21:30 da uyuması ve sonra konsermiş, dansözlü türk geceleriymiş, animasyonlarmış, gürültüymüş hiç tınlamadı.

Bebekle tatile çıkacaklara tavsiyelerim neler peki?
ÇIKMAYIN. Büyüyünce çıkarsınız :)

  • Şaka bir yana, alabiliyorsanız yanınıza annenizi, teyzenizi, kardeşinizi birisini muhakkak alın.
  • Fazla kıyafet almaya gerek yok sonra bir bavul dolusu kirli kıyafetle eve dönüyorsunuz. 3 – 5 parça bişey ve beyaz sabun ile seyahat ütüsü hayat kurtarıyor.
  • Boşuna topuklu ayakkabı pullu gece kıyafeti almanıza gerek yok. Zaten süpre bir hızla hazırlanıp geceninilerleyen saatlerinde aaaa ben plaj terliğiyle akşama devam etmişim diyebiliyorsunuz.
  • Otelin yemeklerini beğenmemeye karşı yanınıza muhallebi alın. Biz de hayat kurtardı.
  • Denizi sevmesi için dua edin. Ve havuza mümkün mertebe sokmayın. Bibi’nin kulağı iltihap topladı, bir arkadaşın çocuğu ishal oldu havuzdan.

Ben Belinay’ın ardından deliler gibi koşturup oflarken karşıma bir anne ve down sendromlu kızı çıktı. Kızıyla nasıl ilgileniyordu anlatamam size. Mini Klüpte o çocuğun annesinin kucağında müzikle nasıl eğlendiğini görünce inanın saatlerce ağladım. O aileye, kendinia damışlığa bayıldım. Kızın gülüp çocuklarla nasıl oynadığını gördüm. İşte o an şükrettim, benim şikayet etmeye hakkım yoktu.

 Evet tatil tatil olmayacak. Bazen sinir krizinden ağlayıp ama ne olur 2 dakikacık otur diyeceksiniz ama şükretmeyi hep şükretmeyi unutmayın. Hem siz sağlıklısınız hem de çocuğunuz, tatile gelebildiniz. Bundan güzeli var mı? Alllah bütün çocukları hastalıklardan kötülüklerden korusun, ve herkese o kızın annesi gibi bir anne versin.

Evet bu kadar yodulmadan sonra artık bize Bibi ile tatil zamanı. Ufak bir kaçamak yapıp Şile’ye kaçıyoruz. 3 günlük. Belinay annemde kalacak. Dinlenme zamanı. Bana müsade...

28 Ağustos 2013 Çarşamba

Uzun aradan sonra...




Zaman hızla akıp gidiyor ellerimden. Ben ise tüm blogları okuyu kendi bloguma bir türlü vakit ayıramıyorum.

Belinay 31 Mayıs itibariyle yürümeye başladı. Tam da o dönemde bakıcımız ayrılmaya karar verdi. Zor bir kaç gün yaşadım sonra şansım yaver gitti ve 2 gün içinde birini bulduk ve diğer bakıcımız gitti. Şimdiki ablası Esra, Belinay için daha iyi oldu diye düşünüyorum. Hem eğitimli hem de çok sakin biri. Belinay’ı düzene oturttu. Değişik yemekler, balıklar menümüze girsi sayesinde. Şimdilik herşey iyi gidiyor.

Ama zor dönemine denk geldi. Belinay çok hareketli bir çocuk. Ve meraklı. Oyuncaklara pek bir merakı yok. Varsın yoksun gezsin tozsun dolaşsın şeklinde. 2 dakika bir oyuna konsantre olunca vay be diyoruz. 12 saniyeyi geçen oturma pozisyonu da yok. Bunun geçici bir durum olup olmadığını zaman gösterecek ama biraz durulsa hepimiz rahat edeceğiz. 



Artık pusette oturmakta istemiyor, konuşmayı öğrenemediği için de her istediğini inanılmaz bir çığlıkla anlatıyor. Elinden birşeyi alınca basıyor çığlığı. Pusette giderken basıyor çığlığı. Mama sandalyesinde, her yerde bir çığlıkla yaşıyoruz şu anda.
Kelimeleri anne (Canı isterse), baba (bunu bilinçli söylüyor Bibi’nin fotoğrafını görünce baba diyor), mi (bu “şey” gibi bi kelime her yerde kullanılabiliyor) bıdı bıdı bıdı, bıcı bıcı...Ama en enterasanı ilk bilinçli kelimesinin “hayır” olması. Siz düşünün ne kadar çok kullanıyorum bu cümleyi J



İnatçının önde gideni. Hiç bir zaman vazgeçmiyor. Bir de büyüyünce “bul karoyu al parayı”yı çok iyi oynayacak, çünkü bin bir zahmet ile kafasını karıştırıp sakladığım bir eşyayı son durağında bulup çıkartıyor. 

2 yaş sendromuna hafiften girmek üzereyiz. Bakalım bizi neler bekliyor olacak...

31 Mayıs 2013 Cuma

içim yanıyor...


Ne zaman nasıl böyle olduk bilemiyorum. İçim gerçekten kan ağlıyor. Artık ne gazete okuyabiliyorum ne de haber seyredebiliyorum. Her yerde vahşet, cinayet, hırsızlık, savaş. Yeni bir başlık daha eklendi hayatımıza biber gazı.
Bir ülkede adalet böyle mi olmalı? P.olis sadece güvenliği sağlayan bir birim değil miydi? Şimdi ne oldu?
T.aksim G.ezi P.arkı, bir avuç yeşilliği kalmış memleketimin Taksim’deki tek çayır çimeni. AVM olacak dendi. İnsanlarda ne güzel toplandılar gittiler eyleme. Eylem dediğime bakmayın sadece protesto, ne kavga var ne bir sorun. İnsanlar geceliyorlar parkta, çadırlarını almışlar gelmişler. Ne güzel. Sesi çıkan bir avuç insan. Ama işin aslı öyle değil işte. Gece polisler basıp alanı b.iber gazı sıkıyorlar çadırların içine. Çadırları yakıyorlar. Bugün de devam ediyor biber gazı operasyonu. Hatta metro istasyonu girişine sıkıp kapıları kapatıyorlar. Çoluk çocuk, bebek, yaşlı hepsi mahvoluyorlar içeride. Sokakta oturan evine gitmeye çalışan, yolu oradan geçen herkes mahvoluyor. İnsanlar yaralı, ambulans sokulmuyor. Divan oteli yaralılara kapılarını açıyor ama oraya da gaz sıkılıyor.

Yazarken içim acıyor. Bir resim gördüm p.olis geçerken yolda duran köpeğin üzerine sıkıyor gazı. Nasıl canım yandı anlatamam. Anne olmanın da verdiği bir duygusallıkta var. Orada ben de olabilirdim, kızımla geziyor da olabilirdim. Gezmesem anne olmasam da nasıl dayanır bu sahnelere insan yüreği.
Türk olmaktan değil ama Türkiye’de yaşıyorum demeye utanıyorum artık. 

23 Mayıs 2013 Perşembe

Hedefler


Şimdi düşünüyorum da, eskiden ne çok vaktim varmış. Eve gelip yemek yedikten sonra neler yapıyormuşum hiç hatırlayamıyorum. Hafta sonları saat kaçta kalkıyordum, vaktimi nasıl değerlendiriyormuşum hiç biri aklımda değil. Çocuktan sonra zaman yönetimi gerçekten büyük sorun. Bunun için düzenli bir hayat yaşamak ve ne yapacağınızı önceden planlamanız lazım. Artık elimde Belinay’ın kirli bezi varken ve onu atmaya giderken yapacağım 2.adımı düşünmeye başladım. Başka türlü başa çıkabilmek mümkün değil çünkü.
Dün akşam yazlıklarımızı çıkarttım. Onlar bile o kadar çok birikmiş ki. Artık dev gibi bir insanım mesela, ve ne kadar rejim yaparsam yapayım asla içine giremeyeceğim kıyafetlerim var hala dolapta. Dün akşam temizledim onları. Battal boy çöp torbası poşeti verilecek kıyafet çıktı. Çıktı da bunları kime vereceğim? Belediyelerin aslında böyle bir hizmeti olmalı. Gelip evden almalılar. Ama kıyafetleri hazırlıyorsun ve verecek yer bulana kadar üstünde kalıyor yük olarak.

Belinay’ın küçülmüş kıyafetlerini zaten LÖSEV’e ayırdım. Ama onları da verebilmek için araba ile gitmem lazım ama araba kullanmıyorum ne yazık ki.

Gündüz işte olunca, akşam da çocukla uğraşınca kendime ayıracak zamanım kalmıyor. Manikür pedikür yaptırmayalı çok oldu. Saçlarımın dip boyası geldi. Kaşlarım İbrahim Tatlıses gibi oldu. Bunlara acil çözüm bulmam lazım. Manikür ve pedikür için işyeri yakınında bir yer bulacağım. Ama saçlarım ve kaşlarım için aynı şeyi söyleyemem çünkü onları kendi kuaförümden başka bir yere yaptıramam.

Dolapların içinin düzenlenmesi ve atılacakların atılması lazım. Biriktikçe birikiyor çünkü ve ben fazla kalabalığa asla gelemiyorum. Zaman yönetimi dedim ya, benim zamanımı akşamları keyif yapmak ve televizyon izlemek alıyor. Bundan böyle akşamları televizyonu minimuma indireceğim. Veya yapacaklarımı televizyon seyrederken yapacağım.

Araba kullanmayı öğrenmem lazım. 35 yaşıma geldim bunca zaman hiç yokluğunu hissetmedim ama şimdi şimdi ne kadar gerekli olduğunu anlıyorum. Arabam altımda olsa gerçekten yapamayacağım iş yok.

Ve en önemlisi rejim. Hamile kalmadan 1 sene evvel diyetisyen kontolünde rejime başladım. Fıstık gibi kilo verdim. 14 kilo civarında. Sonra hamile kaldım. Ardından şeker çıktı hep diet hep diet. O kadar sıkılmışım ki şu anda hiç diet yapasım yok. Ama kilolarım olduğu gibi duruyor. E yanında insülin direnci de var. Veremiyorum haliyle. Kilodan çok artık sağlık canımı sıkmaya başladı. Şeker hastası olma potansiyelim var ve ben kilo vermek için çaba sarf etmiyorum.
Eliptik bisiklet: Her akşam 10 dakika üstüne çıkabilmeliyim hiç olmazsa…

Gibi gibi gibi hedeflerim var. Bakalım ne kadarını uygulayabileceğim. 

16 Mayıs 2013 Perşembe

Arkadaşlarım...

Arkadaşlarıma yakından bir göz atalımmmm...

Öncelikle Abim Doruk'u tanıtayım size...Kendisinin saçını başını yoluyorum ama sağolsun hiç sesini çıkarmıyor.


Bu da Abimle kuzenim Alara...

İlk tatil arkadaşım Masal. Bu resmimiz Bodrum'da çekildi. Aramızda tam 1 yaş fark var. Ben burda 4 aylığım. Masal'da 16 aylık. O yüzden şimdilik Masal benle ilgilenmiyor. Ama 2 sene sonra tozu dumana kattırıcaz.  

Burda da ben 1, Masal 2 yaşında...

Veeeeeee 3 silahşörler. Daha doğrusu Masal ve ben, ve bodyguradımız Doruk (abim olan Doruk değil, ,isim benzerliği). Çok kahrımızı çekiyor Doruk. Devamlı "Doruk Masal'a bak düşmesin, Doruk, Belinay'ı oyala sıkıldı" diyorlar. Ama Doruk, abim olan  Doruk'u bulunca beni unutuyor. İlerde hesabını soracağım :)



Ayşe Melis. Aramızda 6 ay var. Melisi'in 1.yaş doğum gününde çekildi. Birbirimizle hiç alakamız yok bu resimde. Herkes çıkarlarının peşinde koşuyor :)



Veeee 6 ay sonra. Yan yana durmaya başlamışız. Gelişme var :)


Veeee yakışıklı Efe Kıvanç...İlerleyen zamanlarda babamın Kıvanç ile gidersen gidebilirsin yoksa olmaz diyeceği zamanlar olacak. Şimdiden yalakalık yapayım ben Kıvanç'a :) Bi de yanında çığlık atmamam lazım. Korkuyor, ama alışsın canım, kız milleti cazgırdır :)

Bu da Kartal Özgür...Koyu Beşiktaşlıdır aynen benim gibi. Kombineleri alır, maça gideriz artık...



Bu da Halil Efe. İlk defa gördüm kendisini doğum günümde. Çünkü annesi devamlı arkadaşımı alıp Zonguldak'a götürüyor. İstanbul'da oldukları zaman görüşürüz artık.