12 Aralık 2013 Perşembe

Hiperaktivite

Gene uzun bir zaman oldu bloga uğramayalı. Zamanın nasıl aktığını farkedemiyorum bile. Boş vakitlerimde ise boş boş işlerle uğraşıyorum. Arkadaşlarımı ihmal ediyorum, sevdiklerim yanımdan zamanla yok olup gidiyor. Bazen haksız olduğumu görüyorum bazen de acaba ne olmuş olabilir diye düşünüyorum. Bazı arkadaşlıklar zaman aşımına uğruyor o ayrı tartışılabilir bir konu ama ben 12 saat çalışmayı ve anne olmayı bir arada yürütemiyorum. Çok zorlanıyorum çok yoruluyorum. 

Bu süre zarfında tek iyi olan şey dadı'mızı bulmamız oldu. Artık içim rahat işe gidip geliyorum. Evde de kamera olunca gayet içim rahat. Ama gene de bazı şeyler eksik kalıyor. Ev'in senin haricinde biri tarafından yönetiliyor ve düzeni o kuruyor. Etraf gün geçtikçe karman çorman oluyor. Her akşam eve giderken bunu yapmalıyım dediğim şeyi eve gidince yapacak gücü bulamıyorum. Çöküp kalıyorum bu harcadığım zamana da acıyorum. Oysa evde işlerimi görerek mutlu olan biriyim ben. 

Bunun dışında hala nereye taşınmak istediğime karar veremedim. Bir site olsun diyorum sonra çok uzak geliyor, sonra Avrupa Yakası olsun işe yakın olsun diyorum olmuyor. Anadolu Yakası'nda kalalım diyorum ona da bişeyler buluyorum. Karmakarışığım bu aralar ev konusunda. Neyse ki çıkmak için bayağı bir vaktim var. Ama bu kıro deposu apartmandan kurtluacağım için ayrı sevinçliyim. Üst kattaki komşu ile birbirimize giricez yakında. Gecenin saat 3:30'unda yukardan sesler geliyor, çocuk hastaymış yerde araba ittiriyomuş. Ya  gece saat kaç baktın mı hiç? Bi de utanmadan sizin çocuk da ağlıyor ses çıkartıyor muyuz diyor öküz. Bi çıkart istersen bak ne oluyor. Gece 12'ye kadar istedikleri sesi çıkartmakta serbestlermiş. Zeytinyağı gibi üste çıkmakta üstlerine yok. Apartmanda en iyi komşum Yıldız Tilbe. Ne bayram unutur, ne seyran ne kandil. Aşuresini, helvalarını çok yedik kendisinin...

Başka bir gelişme olarak 17 senelik ehliyetimi artık cüzdanımda taşıyorum neden mi? Araba aldım yuhiiiiii :) Henüz kullanmıyorum kendisi otoparkta mışıl mışıl uyuyor. Arada eve dönerken, oturuyorum içine müzik dinliyorum böle böle depoyu yarıladım :) Bibinin keyfinin olduğu gün antremana çıkıcaz inşallah...

Ve hayatımızın en önemli olayı. Uzun zamandır kendi kendime Beloş'a koyduğum bu çocuk hiperaktif teşhisim gerçeğe dönüştü. Geçen aylarda doktorumuza bahsetmiştim zaten bu durumdan. O da daha erken olduğunu söylemişti bize. Daha sonra Belinay'ın parmak ucu yürüme problemi için mesaj attğımda gelen cevap beni çok şaşırttı çünkü ortopedist'ten önce bir çocuk psikatrist'inin görmesi gerektiğini söyledi. Çevremdeki herkes karşı çıksa da ben doktoruma güvendiğim için Florance Nightingale Hastanesi'nde ki Muhammet Mehtar'dan randevu aldık. Ve dün gittik. Uzun bir inceleme sonucu hiperaktivitenin var olduğunu, ama şu an yapacak bişey olmadığını konuşmasını beklememiz gerektiğini, daha sonra değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Öncelikle Belinay'ı bir oyun grubuna yazdırmamız gerektiğini belirtti. Ve uzun uzun konuştuk bu konu hakkında ve bugüne kadar çok yanlış bilgiler edindiğimizi farkettim. Mesala şimdi de hiperaktifmiş dediğimde çevreme hep aynı cevaplar... "ayşe'de öyleydi, bizim Murteza amcanın kaynı da böyleydi bak şimdi ne oldu, parka çıkar enerjisini attır" Tedavi edilmeyecek bişey değil ama sizin bildiğiniz gibi çok basit bişey de değil. Parmak ucu basma, hareketlilik, konsantre olamama, laf dinlememe, geç konuşma hep bu hastalığın belirtileri. 3 ay sonra kontrol edilecek. Oyun grubu ile büyük yol kat edeceğine inanıyoruz. 

Ve dünkü randevudan sonra aslında en fazla 6 ayda bir bir pedagog'a gidilmesi gerektiğini öğrendim. İnanılmaz şeyler öğrendim ve hemen uygulamaya başladım. Doktordan eve gelince Belinay'ın kalp, yıldız ve güneş kelimelerini de öğrenmesi cabası...

Bunun haricinde Belinay aynı Belinay, sevgi dolu, sevecen sosyal, hareketli, sevimli. Gün geçtikçe insanın daha çok içine sokası mıncırası geliyor. Eskiden yanımda yatırıp uyuturken çok sıkardım her yerini fakat doktor beraber yatmamızı yasakladığı için artık onu da yapamıyorum maalesef. 

Bizden son durumlar böyle. Bundan sonraki konum çocuk konsantrasyonu nasıl arttırılır olacak, hangi oyun grubuna yazdırdım, gelişim aşamaları olacak. Beklemede kalın :)

 Bu arada bu yaşananları önceden sezen ve bizi her zaman ki gibi doğru yönlendiren doktorumuz Ramazan Kodakoğlu'na teşekkür'ü borç bilirim. 






8 Ekim 2013 Salı

Belinay'ın gözünden hayat

Evimiz bu aralar çok karışık. Kış'ın gelmesi ile birlikte hummalı bir çalışma başladı. Annem daha evvelden hiç kışa hazırlık yapmamış. Sanırım tüm bu hazırlıklar benim için yapılıyor. 

Önce kışlık domates ile başladı. Bu resimde görünenler yarısı. Bir bu kadar daha yapıldı ve dolaplara kaldırıldı. 




Sonra da kışlık fasulyeye geçildi. 7 kilo fasulye ayıklandı, domatesle kavruldu ve poşetlerle buzluğa kaldırıldı. Bu gördüğünüz resim de daha yolun başı. Yaklaşık 7 poşetimiz var...


Artık bayağı büyüdüm ben. Büyük adam gibi oturup elimde çatalım kaşığım ile yemek yiyorum. Üstüm başım saçım her yer batıyor ama olsun :) Akşamları muhallebi yemeyi bıraktım. Evde ne varsa onu yiyorum. Kus kus, makarna pilav ve et en sevdiklerim. 

Hobilerim arasında yemek yeme, evi talan etme ve anneme yardım etmek var. Dağıtıyorum ama bir yandan da silip süpürüyorum.


Arada nadir de olsa yoruluyorum. Dinleniyorum...


Hala konuşmuyorum. Kullandığım ve tekrar ettiğim kelimeler var ama az. Onun yerine isteklerimi çığlık atarak anlatıyorum. Televizyon sevmiyorum. Hele Baby First falan aman aman hiç sevmediğim kanallar. Ben Disney Channel'ı seyrediyorum. 

Gece uyanmalarım azaldı. Annem akşam yatarken içtiğim sütü akşamüstüne aldı ben de rahat rahat uyuyorum. Sanıyorum gaz yapıyormuş bana. Arada bir kalkınca da annemle babam yanına alıyor beni. Babamı çok sevsem de onu tekmeleyip salona atıyorum. Rahat rahat uyuyorum. Uzun zamandır saat 7'de kalkıyordum sabahları. 2 gündür 8 ile 9 arası uyanıyorum. Bana da iyi oluyor annemlere de...Uyanınca da sabah keyfi yapıyoruz. 



Annemle pek eğleniyoruz. Fotoğraf çekip duruyoruz. 





Cumartesi günü tribünden arkadaşım Kartal Özgür Yaşar'ın doğum gününe gittim. İlk pastamı yedim. Balonlarla oynadım. Koşturdum durdum. Hiç çekinme, yadırgama, utanma huylarım yok. Beni salın bri ortama ben hemen yolumu bulurum. 


Annemin topuklu ayakkabısı var ama hç giymez. Ortada görmediğim için denemiyorum. Onun kaba görünümlü terlikleri ile idare ediyorum. 
 

 Çok paylaşımcıyım. Yediklerimi herkese ikram ediyorum. Yoksa boğazımdan geçmiyor. 
 

Canım yap deyince sarılıyorum. Bi de sırtını sıvazlıyorum. Öpmeyi de öpücük atmayı da öğrendim. Bi de herşeye şaşırıp "a aaaaaaaa" diyorum. Çok gülüyorlar. 

Hayat güzel geçiyor. Annemi de babamı da çok seviyorum. 


Ivır Zıvır Severler dükkanı...






Kadıköy'de oturanlara müjde

Senelerdir giymediğim bana küçük ya da büyük gelen kıyafetlerim bana sorun oldu. Evet, teslim edebileceğimiz yerler var ama ben de araba olmadığı için onları al, taksiye yükle götür bırak çok zordu benim için. Ama artık böyle bir sorunun kalmadı. Esdem var artık. 

Giymediğiniz ama giyilebilir durumda olan kıyafetlerinizi 0216  545 72 28 numaralı telefonu arayarak randevu alabilir, eve gelecek görevlilere teslim edebilirsiniz. Kadıköy Belediyesi'nde oturmak şartıyla tabi. Eminim diğer belediyelerinde bu tip hizmetleri vardır. 

Beloş'un doğumundan bu yana birikmiş 4 hurç kıyafeti var. Kendileriminkini de ayırıp hemen telefon açacağım. İçim rahat edecek. 

Siz de yardım elinizi uzatın. 

Ayrıntılı bilgi için tık tık...

Ekmeğini paylaş - Askıda ekmek

Askıda ekmek projesi ile ekmeksiz insan kalmasın. 




Daha evvel bir yazı okumuştum, İtalya'da parası olan kişiler cafelere gidip 2 kahve biri askıya diyormuş, kendi kahvesini içip 2 kahve parası ödeyip çıkıyormuş. Maddi durumu yetersiz biri gelip askıdan bir kahve deyip kahvesini içip para ödemeden çıkıyormuş. 

Bizim ülkemizde kahve karın doyurmuyor tabi. Diğer ülkelerde yardıma muhtaçların karnı doyuruluyor, vazgeçilmezleri olan kahve askıya alınıyor. 

Bizim ülkemizde durum öyle değil ne yazık ki. Çöpten bayatlamış ekmekleri toplayan anneler mi dersiniz, pazar artıkları için mahalle pazarlarını mesken tutan babalar mı dersiniz. 

Şimdilerde güzel bir uygulama başlamış. Bazı ekmek fırınları askıya ekmek alıyormuş. Yani siz gidiyorsunuz 2 ekmek deyip 2 tanesinin parasını ödüyorsunuz, 1 ekmek alıp çıkıyorsunuz. Biri askıda kalıyor. Ekmek alacak parası olmayan ihtiyaç sahibi de gelip askıdan bir ekmeği bedavaya alabiliyor. 

Gerçi bizim ülkemiz iyi niyet suistimaller ülkesi. Artık fırıncı askıdan ihtiyaç sahibine verir mi ekmeği, yoksa satıp parasını mı alır, yoksa gerçekten ihtiyacı olmayan biri gelir askıdan ekmeği alır mı bilinmez ama Polyannacılık oynamak şart. 

Bu uygulama yayılsa keşke, süt, yumurta vs gibi şeyler de olsa. Kimse ekmeksiz, hiç bir çocuk sütsüz kalmasın. 

27 Eylül 2013 Cuma

Annelik...

Kapana kısılmışlık duygusu fakat ipini çözseler dahi bir yere gitmek istememek, onun kokusu olmadan yaşayamamaktır.

23 Eylül 2013 Pazartesi